- Haber Giriş: 04-11-2025 00:54:25
- Son Güncelleme: 04-11-2025 00:54:25
Bir zamanlar...!
Yazarımız Tuba Kandemir, mübarek topraklardan "bir zamanlar" başlığıyla bir yazı kaleme aldı.
Bir zamanlar telefonlar sadece evlerdeydi. İnsanlar birbirine ulaşmak için sabırsızlanmazdı; çünkü beklemek, sevmenin bir parçasıydı. O zamanlar birinin sesini duymak, özel bir an demekti. Günlerce, haftalarca yazılan mektupların heyecanı vardı. Her kelime, kalpten süzülür, kağıda düşmeden önce bin kez hissedilirdi. O mektuplar yalnızca kelimeler değil, bir ruhun izi, bir sevdanın sessiz tanığıydı.
Teknoloji yoktu ama insanlar birbirine çok daha yakındı. Göz göze gelmenin kıymeti vardı. Bir dostu görmek için kilometreler aşılır, yolların tozu toprağı dert edilmezdi. Çünkü o buluşmanın verdiği mutluluk, yorgunluğa değdiğini hissettirirdi. Şimdi ise birkaç tuşla ulaştığımız insanlara kalben bu kadar uzak olmamız ne kadar acı…
Eskiden arkadaşlıklar, dostluklar bir ömür sürerdi. Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardı. Şimdi bir fincan kahve, bir hikâyeye bile değmiyor. O zamanlar insanlar birbirini dinlerdi; gözlerinde samimiyet, sözlerinde sadakat vardı. Kimse acele etmezdi, kimse zamanın peşinden koşmazdı. Çünkü yaşamanın anlamı, o anın içinde olmaktı.
Ve aşk… Eski aşklar bir roman gibi yaşanırdı. Uzun bekleyişlerin, imkânsız buluşmaların, gizli bakışların içinde büyürdü sevgi. Belki bir mektup gelirdi aylar sonra, ama o mektubun kokusu yıllarca unutulmazdı. Aşklar o kadar gerçekti ki, insanın yüreğine kazınır, zamana meydan okurdu. Şimdi ise her şey hızla başlayıp hızla bitiyor; hisler bile sanki geçici, plastik gibi…
Bugün ellerimizde en son teknoloji telefonlar, evlerimizde büyük ekranlar var; ama kalplerimiz küçülüyor. Konfor arttı, huzur azaldı. Her şey var ama bir şey eksik… O eksik olan şey, insan gibi yaşamak.
Eskiden sabah güneşine şükrederdik, şimdi telefon ekranlarına kaygıyla bakıyoruz. Doyuyoruz ama tatmin olmuyoruz, konuşuyoruz ama anlaşılmıyoruz. Belki de ilerlediğimizi sanırken, aslında insanlığımızı geride bıraktık.
Oysa bir zamanlar hayat sade ama anlamlıydı. Bir bakış, bir dokunuş, bir gülümseme bütün bir günü güzelleştirmeye yeterdi. Teknoloji geliştikçe biz sanki kendimizi unuttuk. Ruhumuzun değil, cihazlarımızın şarjını dert eder olduk.
Belki de yeniden insan gibi yaşamak için, o eski günlerin saflığını hatırlamamız gerekiyor. Bir mektup yazmak kadar samimi, bir dostun gözlerine bakmak kadar gerçek olmayı… Çünkü bazen en büyük ilerleme, geçmişe dönüp insan olmayı hatırlamaktır…
Yani belki de teknoloji değil “kolaylık” aldı bizden insanlığı….Çünkü her şey elimizin altına gelince, hiçbir şeyin kıymeti kalmadı