- Makale Giriş: 30-10-2025 00:06:23
- Son Güncelleme: 30-10-2025 00:06:23
Ah, 29 Ekim... !
Ah, 29 Ekim...
Cumhuriyet'in 102. yılı.
Sokaklar bayraklarla donanmış, marşlar yükseliyor, coşku havası esiyor.
Ama ben, o coşkunun ortasında bir soruyla boğuşuyorum: Bu kutlamalara nasıl katılacağım?
Yanımda, aynı saflarda, aynı sloganları haykıranlar arasında, taciz edenler, tecavüz suçluları ve her türlü ahlaksızlığı normalleştirmiş figürler olacaksa?
CHP'nin gölgesinde, bu "halk partisi"nin içindeki karanlık köşelerde yuvalanmış skandallarla yüzleşmek, kutlamayı zehir etmiyor mu?
Gelin, bu ikilemi birlikte irdeleyelim; çünkü susmak, suç ortağı olmak demek.
Öncelikle, meseleyi abartmıyorum.
CHP'nin son yıllardaki "haritası", taciz, tecavüz ve şiddet vakalarıyla dolu bir kara leke defteri gibi.
Mayıs 2025'te Antalya Gençlik Kampı'nda patlak veren skandalı hatırlayalım: Genç kadınlara yönelik cinsel istismar iddiaları, partinin "gençlik" kisvesi altında ne tür canavarlar barındırdığını gözler önüne serdi.
Bu, münferit bir olay mı?
Hayır, bir zincirin halkası.
Ekim 2025'te, CHP'li bir hukukçunun itirafları bomba gibi düştü: Yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet... Ve evet, taciz ile tecavüz gibi "ahlaksızlıklar"ın parti içinde sıradanlaştığı iddiaları.
Bu, bir köşe yazısı değil, adeta bir suç itirafnamesi.
Peki, bu adamlar hâlâ listelerde mi?
Hâlâ kürsülerde mi?
Kutlamalarda alkış mı topluyorlar?
Dahası var.
CHP'nin "taciz ve tecavüz haritası" diye bir şey var artık; yıllardır biriken vakalar, partiyi utançla anıyor.
Hatırlayın, 2021'de Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız'ın kadın danışmanını dövdüğü iddiaları.
Veya Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı'nın "vatandaşın parasını pervasızca harcaması" ile örülü şantaj ve taciz zinciri.
Bunlar, Erdoğan'ın 2021'de "üç maymunu oynamak" diye eleştirdiği skandalların devamı.
Ama 2025'e geldik, hâlâ aynı senaryo: Parti, kendi içindeki canileri temizlemek yerine, "iktidar eleştirisi" perdesine sığınıyor. Cumhuriyet Bayramı mesajlarında "zulüm yapanlar yargılanacak" diyor Özgür Özel.
Peki, CHP'nin kendi zulümcüleri?
Onlar nerede yargılanıyor?
Yoksa kutlama marşlarında mı eriyip gidiyorlar?
Bu tablo karşısında, ben ne yapayım?
Sabah erkenden kalkıp, Taksim'e mi koşayım?
Orada, belki de bir taciz skandalının kahramanıyla omuz omuza "İzmir Marşı" mı söyleyeyim?
Veya Anıtkabir'e giderken, yolda rastlayacağım CHP'li vekillerin arasında, Antalya kampının mağdurlarını mı unutturayım kendime?
Hayır, olmuyor.
Bu kutlama, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in ruhuna ihanet gibi geliyor.
O, kadın-erkek eşitliğini, adaleti, ahlakı emreden bir devrimdi.
Ama CHP, o devrimin mirasçısı olarak, kendi evini temizleyemiyor.
Skandallar birikiyor, iddialar çoğalıyor, ama hesap verme? O da yok.
Belki de asıl kutlama, bu ikilemi sorgulamaktır.
Sokaklara çıkmak yerine, evde oturup bir kahve içmek, "Bu parti, Cumhuriyet'i hak ediyor mu?" diye sormak.
Veya daha radikali: CHP'yi terk etmek, temiz bir sol arayışa yönelmek.
Çünkü tacizcilerle, tecavüzcülerle bayram kutlamak, sadece bir tören değil; vicdanın iflasıdır.
29 Ekim, coşku günü olsun ama kör bir coşku değil.
Aydınlık bir sorgu olsun.
Yoksa, o bayraklar altında yürürken, asıl karanlık olan biz oluruz.
Saygılarımla.
-
- Baki ÖZIŞIK
-
- Baki ÖZIŞIK
-
- Baki ÖZIŞIK
-
- Baki ÖZIŞIK
-
- Baki ÖZIŞIK