Baki ÖZIŞIK

Baki ÖZIŞIK

baki@istanbulkulis.com

Geçtiğimiz günlerde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, beklenen kararı nihayet verdi. Komisyon içinden seçilecek bir heyet, yakında İmralı Adası’na giderek Abdullah Öcalan ile görüşecek. 

Bu, 2015’ten beri kesintiye uğrayan “çözüm süreci”nin yeniden canlanma sinyallerinden biri olarak kayıtlara geçti.

Pervin Buldan, DEM Parti’nin Erzurum’daki Barış ve Demokratik Toplum Buluşması’nda konuşurken, halkın “Madem süreç ilerliyor, neden hâlâ somut adım atılmıyor?” sorusuna çok net bir cevap verdi: “Her şeyin bir zamanı var.”Haklı. Çünkü barış, aceleye getirildiğinde en çabuk kırılan şeydir.

2013-2015 arasında yaşanan o kısa ve yarım kalmış süreç, bugün geriye dönüp bakıldığında “Ah keşke kıymetini bilseydik” dedirten bir dönem olarak anılıyor. O iki yılda masa kurulmuş, ateşkes ilan edilmiş, karşılıklı adımlar atılmıştı. 

Ama 2015’te masa devrilmiş, hendekler kazılmış, şehirler savaş alanına dönmüş ve on yıllık ağır bir fatura ödenmişti. 

O fatura sadece Kürtlerin değil, Türklerin, Arapların, tüm Türkiye’nin sırtına yüklendi.

Şimdi aynı aktörler, aynı irade beyanlarıyla yeniden masaya oturmaya hazırlanıyor. 

Bu kez Bahçeli’nin çağrısıyla başlayan süreç, İmralı’dan gelen mesajlarla karşılık buluyor. 

Buldan’ın ifadesiyle Öcalan, “Şiddetin, çatışmanın, silahların değil; siyasetin, konuşmanın, müzakerenin ve barışın zamanı geldi” diyor. Üstelik bunu söylerken Kürt halkının haklarını, hukukunu ve eşit yurttaşlık statüsünü de açıkça ortaya koyuyor.

Bu, küçük bir detay değil. 

Çünkü Türkiye’de barış denildiğinde iki uçta iki farklı korku hemen devreye giriyor.

Bir kesim “Kürtler ayrılacak” korkusuyla, diğer kesim “Yine kandırılacağız, yine silahlar susmayacak” korkusuyla süreci zehirliyor. 

Oysa Öcalan’ın son görüşmelerde vurguladığı şey tam da “Türkiyeli bir çözüm” ve “ortak gelecek”. 

Erzurum’da Buldan’ın altını çizdiği gibi: “Kardeşçe yaşayacağız ama eşitçe yaşayacağız.”Evet, kardeşlik güzel bir söz. Ama kardeşlik, bir tarafın diğerine “Sen benden aşağısın” dediği bir ilişkide sürdürülebilir olmuyor. Eşitlik yoksa, kardeşlik lafta kalıyor.

Gelelim en kritik yere.

Bu işin yasası olacak mı?

Buldan açıkça söylüyor; “Bir geçiş hukuku lazım. Silah bırakan insanların statüsü, demokratik entegrasyon, toplumsal barışın güvencesi. Bunlar için yasal çerçeveye ihtiyaç var.” 

İktidar cephesinde bir hazırlık olduğu söyleniyor. 

DEM Parti de kendi hazırlığını yapıyor. 

Ama henüz kimse “Bu yasa kimi, ne kadar kapsayacak?” sorusuna net cevap veremiyor. 

Çünkü bu, sürecin en kaygan zemini. 

CHP’nin komisyona katılımı reddetmesi ise ayrı bir tartışma konusu. 

Buldan haklı olarak “Kürt sorununa çözüm eksenli bakmak zorundasınız, barış siyaset üstü bir meseledir” diyor. 

CHP’nin “terör örgütü lideriyle görüşmek meşru değildir” çizgisi, siyaseten anlaşılabilir bir pozisyon olabilir. 

Ama tarih, barış süreçlerinde “meşruiyet” tartışmalarını bir kenara bırakıp masaya oturanların kazandığını gösteriyor. 

İrlanda’da IRA liderleriyle görüşen İngiliz hükümeti de, Kolombiya’da FARC’la masaya oturan devlet de aynı eleştirileri almıştı. 

Sonuç? 

Kan durdu, toplum nefes aldı.

Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat var. Ama bu fırsat, 2015’teki gibi “Birkaç görüşme, birkaç açıklama, sonra yine her şey eski tas eski hamam” döngüsüne düşerse, bir 10 yıl daha kaybederiz. 

Kimse bunu göze alamaz.

İmralı’ya gidecek heyet, sadece bir ziyaret yapmış olmayacak. Orada verilecek mesajlar, atılacak adımlar, Türkiye’nin ya yeni bir barış sayfası açmasına ya da eski defterleri tekrar tekrar karıştırmasına yol açacak.

Her şeyin bir zamanı var, evet.

Umarız bu kez zaman, barışın zamanı olur.
Saygılarımla
Baki Özışık.