- Makale Giriş: 01-02-2026 15:18:19
- Son Güncelleme: 01-02-2026 15:18:19
Sudi Arabistan'dan ABD'ye İran resti!
Orta Doğu'nun son hamle, beklenmedik bir aktörden geldi.
Suudi Arabistan. Riyad, uzun yıllardır ABD'nin en yakın Körfez müttefiklerinden biri olarak görülen krallık, bu kez Washington'a net bir "hayır" dedi.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı telefon görüşmesinde vurguladığı üzere, Suudi Arabistan ne kendi hava sahasını ne de topraklarını İran'a yönelik herhangi bir askeri operasyon açmayacak.
Asharq Al-Awsat'ın haberine göre bu açıklama, bölgesel gerilimin zirve yaptığı bir anda Riyad'ın egemenlik çizgisini kalın harflerle çizmesi anlamına geliyor.
Bu karar, sadece diplomatik bir nezaket jesti değil; stratejik bir paradigma değişiminin habercisi.
Yıllarca İran'ı "bir numaralı tehdit" olarak gören, Yemen'deki Husilere karşı savaşta Suudi Arabistan'ı destekleyen, İsrail'le normalleşme yolunda adımlar atan Riyad'ın, şimdi İran'ın egemenliğine saygı göstererek "topraklarımız saldırı üssü olmayacak" demesi, bölgenin güç dengelerini yeniden şekillendiriyor.
Wall Street Journal'ın analizlerinde belirtildiği gibi, bu tutum doğrudan Trump yönetiminin elindeki askeri seçenekleri daraltıyor.
Körfez'den kalkacak uçaklar, Suudi ve BAE hava sahası olmadan İran'a ulaşmak için ya çok daha uzun rotalar çizmek zorunda kalacak ya da lojistik açıdan çok daha riskli hale gelecek.
Peki Riyad neden bu riski alıyor?
Cevap, son yılların en önemli bölgesel dönüşümlerinde yatıyor.
Suudi-İran yakınlaşması.
Çin'in arabuluculuğunda başlayan normalleşme süreci, Riyad'ı "İran'la doğrudan çatışma yerine kontrollü rekabet" stratejisine yöneltti.
Bir yandan Husi saldırıları, öte yandan ABD'nin bölgedeki taahhütlerindeki belirsizlikler, Suudi Arabistan'ı kendi çıkarlarını önceleyen bir pozisyona itti.
"Biz İran'la savaşa girmeyeceğiz, ama İran'ın da bizi hedef almasını istemiyoruz" mantığı hâkim.
Bu, klasik "ABD şemsiyesi altında İran karşıtlığı" politikasından uzaklaşma anlamına geliyor.
Ancak işin içinde bir çelişki de var.
Bazı Suudi savunma çevreleri, Washington'daki görüşmelerde "İran'a yeterince sert yanıt verilmezse rejim daha da güçlenir ve bölge için tehlike artar" uyarısında bulunuyor.
Bu iç ses, Riyad'ın resmî "diyalog ve istikrar" söylemiyle taban tabana zıt düşüyor.
Yani krallık bir yandan İran'la gerilimi düşürmeye çalışırken, diğer yandan "eğer İran saldırganlaşırsa sessiz kalmayız" sinyali veriyor.
Bu ikircikli duruş, Orta Doğu'nun yeni gerçeğini yansıtıyor: Artık kimse tam anlamıyla "taraf" olmuyor; herkes kendi hayatta kalma hesabını yapıyor.
Sonuçta Suudi Arabistan'ın bu çıkışı, bölgedeki gerilimi askeri alandan diplomatik ve jeopolitik alana kaydıran önemli bir adım.
ABD'nin İran'a olası bir operasyon için Körfez müttefiklerine ihtiyacı vardı; şimdi o kapılar kısmen kapanmış görünüyor.
Bu durum, Trump yönetimini ya daha temkinli olmaya ya da alternatif rotalar Ürdün, Irak, denizden kalkışlar aramaya zorlayacak.
İran ise bu gelişmeyi memnuniyetle karşılıyor; çünkü Riyad'ın "nötrleşme" hamlesi, Tahran'ın elini güçlendiriyor.
Orta Doğu'da barış mı geliyor, yoksa yeni bir soğuk savaş mı başlıyor?
Henüz net değil.
Ama kesin olan şu: Riyad'ın "hava sahamız İran'a karşı kullanılamaz" demesi, sadece bir telefon görüşmesinin özeti değil; bölgenin yeni güç mimarisinin temel taşlarından biri.
Bu taş yerinden oynadıkça, satranç tahtasındaki diğer parçalar da ister istemez hareket edecek.
-
- Baki ÖZIŞIK
-
- Baki ÖZIŞIK
-
- Baki ÖZIŞIK
-
- Baki ÖZIŞIK
-
- Baki ÖZIŞIK