- Makale Giriş: 31-10-2025 03:18:28
- Son Güncelleme: 31-10-2025 03:18:28
Yabancı Kadınların Sessiz Çığlığı!
Yabancı Kadınların Sessiz Çığlığı!
Sömürü ve zulmün karanlık yüzü düşünün...
Bir kadın, savaşın, yoksulluğun veya umudun peşinde Anadolu'nun kapılarını çalıyor.
Valizinde hayaller, cebinde ise sadece korku.
Türkiye'de, bu kadınlar çoğu Suriyeli, Afrikalı veya Orta Asyalı göçmenler.
İş bulmak için can atıyor.
Ama buldukları iş, bir tuzak oluyor.
Aylarca, sigortasız, güvencesiz çalıştırılıyorlar; maaşları ellerinden alınıyor, kaçak duruma düşürülüyorlar ve en korkuncu, tecavüz dahil her türlü şiddete maruz kalıyorlar.
Bu, bir roman değil; gerçek bir trajedi.
Ve bu trajedi, kapitalist sömürünün en acımasız yüzüyle, ataerkil baskıyla iç içe geçmiş halde, binlerce kadının hayatını zehirliyor.
Türkiye'de göçmen kadın işçilerin durumu, emek-sermaye çatışmasının en vahşi örneklerinden biri.
Araştırmalar gösteriyor ki, bu kadınlar "yedek işgücü ordusu"nun en alt katmanında, yoğun sömürüye itiliyorlar.
Uzun saatler, düşük ücretler, fiziksel ve cinsel şiddet.
Tekstil atölyelerinden ev hizmetlerine kadar her alanda, kadınlar ikinci sınıf muamelesi görüyor.
Erkek iş arkadaşlarının yanında cinsiyetçi ayrımcılığa uğruyorlar ve yerli işçilere göre daha fazla eziliyorlar.
Bir mülteci kadın işçinin ifadesi her şeyi özetliyor.
"Ya kölece çalışacaksın ya da fuhuşa zorlanacaksın."
Bu, sadece bir hikaye değil; binlercesinin gerçeği.
Peki, bu zulüm nasıl bu kadar yaygınlaşıyor?
Öncelikle, yasal boşluklar ve devletin kayıtsızlığı.
Göçmen kadınlar, ev hizmetlerinde yarı köle emeğine mahkum ediliyor; yeni düzenlemeler bile onları korumak yerine sömürüyü kolaylaştırıyor.
İşverenler pasaportlarını rehin alıyor, maaşları ödemiyor, sigorta yapmıyor.
Kaçak çalıştırılanlar, polise başvuramıyor; başvurduklarında ise deportasyon korkusuyla susuyorlar.
Cinsel taciz ve tecavüz vakaları ise buzdağının görünen yüzü.
2019'da tespit edilen insan ticareti mağdurlarının %62'si cinsel sömürüye uğramış kadınlardı.
Evlerde çalışan göçmen kadınların beşte biri genel tacize, yüzde 4'ü ise ağır istismara maruz kalıyor.
Üstelik bu, modern kölelik olarak tanımlanan bir sistemin parçası.
Türkiye, uluslararası standartlara rağmen tüm kölelik biçimlerini yeterince suç saymıyor.
Bu sömürü, sadece bireysel değil; toplumsal bir utanç.
Sınıfsal eşitsizlik, ırkçılık ve ataerki iç içe geçmiş.
Göçmen kadınlar, hem işçi sınıfının ezilenleri hem de "öteki" olarak damgalanıyor.
Özbekistan gibi ülkelerden gelen kadınlar, bakım işlerinde "canlı emek" olarak görülüyor; yoksulluk ve patriyarka onları en savunmasız kılıyor.
Mülteci kadın ve kız çocuklarının maruz kaldığı cinsel şiddet ise, mülteci derneklerinin raporlarında alarm zillerini çalıyor.
Ve ne yazık ki, bu baskılara karşı mücadele eden kadınlar, sendikalaşma çabalarında bile yalnız bırakılıyor.
Peki, ne yapacağız?
Bu sessiz çığlığı duyurmakla başlayalım. Hükümet, göçmen işçiler için acil önlemler almalı.
Kayıt dışı istihdamı önleyen sıkı denetimler, sigorta zorunluluğu, cinsel sömürüye karşı özel koruma mekanizmaları.
Uluslararası sözleşmelere tam uyum, pasaport rehinlerini suç saymak şart.
Toplum olarak ise empatiyi büyütelim. Bu kadınlar, bizim tekstil ürünlarımızı diken eller, evlerimizi temizleyen kollar. Onların emeği "emanet" değil; haklı bir talep.
Türkiye, misafirperverliğinin gururu olsun.
Zulmün utancı değil.
Bu kadınların hikayeleri, bir köşe yazısıyla sınırlı kalmasın.
Harekete geçme vakti.
dalet için, insanlık için. Yoksa, o sessiz çığlıklar bir gün hepimizi boğacak.
Saygılarımla
Baki Özışık
-
- Baki ÖZIŞIK
-
- Baki ÖZIŞIK
-
- Baki ÖZIŞIK
-
- Baki ÖZIŞIK
-
- Baki ÖZIŞIK